Twitter

"SÜS BİTKİLERİ SEKTÖRÜ GELİŞİYOR"

Ege Üniversitesi Bayındır MYO Müdür Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Ali Salman, Süs bitkileri sektörünü değerlendirdi.

Bitkisel üretim sektörü içinde süs bitkileri alt sektörünün gelişmesi, tüm dünyada kentleşme olgusunun hızlanması ile paralellik göstermiştir. Kesme çiçekler, saksılı (iç mekan) süs bitkileri ve dış mekan süs bitkileri olmak üzere üç temel faaliyet alanı içinde tanımlanan süs bitkileri üretimi, günümüzde 100 milyar ABD dolarına ulaşan üretim değeri ve istihdam olanakları ile bir çok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede önemli bir alt sektör konumuna gelmiştir.

Ülkemiz genelinde süs bitkilerine bakış açımız nasıl sizce ve sektörünün gelişim sürecini değerlendirmenizi isteyelim öncelikle.

 Ali Salman : Ülkemizdeki süs bitkileri sektörüne baktığımızda 1960'lardan itibaren bir ivme kazandığını görüyoruz. Tabi süs bitkilerinin ilerlemesi, gelişmesi tamamen arz ve taleple alakalı bu da insanların ekonomik alım gücü ile doğrudan ilişkili. İnsanların alım gücü ilerledikçe süs bitkilerine verdiği önem daha da artıyor. Özellikle son yıllarda belediyelerin, park bahçe ve çevre düzenlemeye verdiği önem her geçen yıl daha da artmış, bunu asla geriye döndürmemek durumuyla her sene daha ileriye gidecek şekilde geliştirmiştir. Gerek dış mekân süs bitkileri, gerek iç mekân süs bitkileri bu bağlamda oldukça yol almıştır. Ülkemizde süs bitkilerine baktığımızda Yalova, İzmir ve Antalya bölgeleri üretimin ana merkezleri gibi görünmektedir. Tabi her bölgenin kendine göre iklim özelliği olsun, teknolojik alt yapısı veya pazara olan yakınlığından doğan avantajları ya da dezavantajları bulunmaktadır. 

"Bayındır'ın yeri nasıl şu anda? Bayındır'ı 'Çiçeğin Kenti' olarak tanıyoruz bizler de.."

 Ali Salman : Bayındır son yıllarda yapmış olduğu festivallerle bunu Uluslararası seviyeye taşımış ve katılımın daha yüksek olmasını da böylece gerçekleştirmiştir. Ben yaklaşık 12 yıldır Bayındır'dayım, 12 yıl öncesi ile günümüzü karşılaştırdığımda hem kalite anlamındaki gelişmeyi hem de çeşitteki yelpazenin genişlediğini çok rahatlıkla görebiliyorum. Tabi bu yeterli mi, kesinlikle değil. Şimdi bölgedeki yapılan üretim desenine baktığımızda dış mekân, saksılı ağaç ve çalı grubu bitkiler çok yoğunlukta yapılmakta, ama bayındırı birinci sıraya taşıyan mevsimlik süs bitkilerinde en fazla üretimin yapıldığı yer olmasından kaynaklanıyor. Metropollere ve diğer büyük şehirlerimize, ilçelerimize ve çok değişik yerlere kadar sevk edilmekte. Aynı zamanda Yurtdışında Azerbaycan ve Irak gibi ülkeleri de Pazar olarak kullanmaktadır. Tabi bizim rekabet gücümüzü arttırabilmemiz için birçok şeyi değiştirmemiz lazım, Avrupa'ya da ürün satabilmemiz lazım. Bunu yapabilmemiz için de en önemlisi bizim kendi geliştirdiğimiz çeşitlerin, varyetelerin olması gerekiyor. 

"Var mı bizim de geliştirdiğimiz çeşitler?"

Ali Salman : Maalesef, çünkü bunun oluşması için çok ciddi ar-ge yatırımlarının gerçekleşmesi gerekiyor. Ar-ge yatırımları da hemen bir iki yılda sonuçlanacak çalışmalar değil. Ar-ge yatırımlarında da çok ciddi kurumsal şirketlerin kurulması gerekiyor. Kurumsal şirketlerin de ar-ge için çok ciddi bütçeler ayırıp uzun vadede kendilerine geri dönecek çalışmalar yürütmesi gerekiyor. Şimdi bunu aslında yurt dışı firmalarıyla kıyaslayabiliriz. Bugün tabi süs bitkileri dediğimizde aklımıza ilk gelen ülke Hollanda oluyor. Her ne kadar Ege Üniversitesi Bayındır Meslek Yüksekokulunda ana görevimiz eğitim ve öğretim faaliyetlerini yürütmek olsa da aynı zamanda bilimsel çalışmalar yapıyoruz. Bunlar aynı zamanda yurt dışındaki çalışmalarla entegre etme yolunda çabalarımız oluyor ve bunda da başarılı oluyoruz. Çoğu defa yurt dışı firma ziyaretlerimizde oradaki çalışmaları yerinde görme fırsatımız oluyor. Onları bizden ayıran en önemli özellikler, kişilerin belirli konularda spesifik olarak bir veya birkaç üründe kendilerini çok iyi geliştirmiş olmaları; alt yapı, sera ve bilgi anlamında çok donanımlı olmaları ciddi anlamda artı kazandırıyor ve merkezi orası olduğu için tüm pazar oradan sevk ve idare edilebiliyor. Örneğin, bizim ülkemizde kesme çiçek anlamında ilk sırada gelen karanfildir. Türkiye'den karanfilin Hollanda'ya mezata gittiğini biliyoruz. Orası öyle bir pazar haline gelmiş ki Hollanda'ya giden karanfilimiz oradaki brokerlar tarafından alıcısına anında satılarak, oradan o çiçeğin tekrar Türkiye'ye gelmesi söz konusu. Buradan o gücün ne kadar yüksek olduğunu anlamamız mümkün. Tabi bizim buradan karanfili oraya gönderiyor olmamız kaliteli yapabiliyoruz ama, bizim burada enerji fazla kullanılmadığı için sıcaklık koşullarımız daha uygun ve ekonomik olduğu için oraya gönderebiliyoruz. Yoksa birçok süs bitkisinde rekabet etmemiz söz konusu değil, şimdilik. Yalnız geçenlerde yaşadığım bir olayı paylaşmak isterim. Siklamen üretiminde Schoneveld firmasının dünya pazarlama müdürü ile bir aradaydık. Ülkeleri kıyaslarken kendisinin ifadesi şu idi; 'Bugün Hollanda 40 yılda bu aşamaya geldi ise, Türkiye'nin bizim bu şamaya gelmesi için 40 yıla ihtiyaç yok. İstenildikten sonra 10 yıl içinde bu aşamaya gelebilir, çünkü Türkiye'de genç nüfus çok fazla ve potansiyel çok fazla' dedi. Şimdi bu gerçekler varken çok ciddi politik önlemler alınarak, teşvikler konularak, insanların daha modernize üretim yapabileceği, girdi maliyetlerinin ve işçilik masraflarının daha uygun olup, karlılığın daha yükseğe çıkarılması gerekiyor. Ülkemizde maalesef süs bitkisi biraz daha pahalı olarak görülüyor, lüks tüketimden sayılıyor. Hâlbuki bunlar gerçekten disipline bir şekilde uygun şekilde ve bol miktarda üretilebilirse bunun piyasaya yansıması da fiyatının daha düşün olmasına ve daha fazla tüketimi olarak karşımıza çıkacak. 

"Çalışmalarınız arasında kesme çiçek lale de yer almakta. Kesme çiçek lalenin Türkiye piyasasında gelişimi ve ilerleme sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?"

 Ali Salman : Bizim Sanayi Bakanlığı destekli, İstanbul Büyükşehir Belediyesiyle birlikte Ege Üniversitesi Bahçe Bitkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ercan Özzambak' ın liderliğinde, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Bayındır MYO olmak üzere dört farklı lokasyonda çalışmalar yaptık. Bu çalışmaları yaparken de Asya Lale firmasının Ceo'su Korkut Yetgin'den de ciddi anlamda destekler alarak güzel bir şekilde iki yıl süreyle projeyi yürüttük. Yapmış olduğumuz çalışmanın ana amacı, küçük boydaki lale soğanlarının irileştirilerek, pazar payına getirileceği bir konuma getirilmesiydi. Van ile birlikte yaptığımız bu çalışma birer ay aralıklarla üç farklı ekim zamanında 15 farklı lale çeşidinin değişik morfolojik özelliklerine bakarak ve esas soğan verimine bakılarak bunun yapılıp yapılamayacağı yönünde bir araştırmaydı. Tabi biz işin içine girdikçe ve yurtdışı seyahatleri yaptıkça daha farklı ve yoğun bilgiler elde ettik. Mesela kesme çiçek bizim ülkemizde bilinenin aksine dünyada üretimi yapılan lale soğanının %80'e yakını kesme çiçek amacıyla üretiliyor. Onun dışındaki %15-20'lik kısım ise saksılı süs bitkisi ve dış mekânları süslemek amacıyla kullanılıyor. Tabi bu tamamen kişilerin kültürel olarak, sosyolojik olarak tercihiyle alakalı. Siz insanlara ne sunuyorsanız, albeni olarak bunu pazarlamada güzel bir şekilde gösterebilirseniz tercih edilebilir. Biz bugün çiçekçilere gidip baktığımız zaman ana kalem genelde güldür, karanfildir, gerberadır. Siz lale sunduğunuz zaman insanlar onu da tercih edecektir. Bu bir zamanlar piyasaya sunulan iceberg marullar gibidir. Tanımıyorduk, bilmiyorduk zamanla piyasaya oturdu, artık pazarda markette her yerde var. Şimdi biz lale ile yaptığımız çalışmada öğrendiklerimizle aslında avantajlı olduğumuzu gördük. 15 çeşidin 15'i de sonuç vermese de %80'i başarılı oldu ve istenilen kalibrede iri soğana ulaşabileceğimizi gördük. Bugün tabi çiçeğin ana yeri olan Hollanda, lale konusunda da yine başı çekiyor. Erkenci lale soğanını elde etmek için Hollanda, İspanya'da, Fransa'da, İtalya'da, yani Akdeniz ikliminin hâkim olduğu yerlerde bu bitkilerin üretimini ve soğan irileştirmesini gerçekleştiriyor. Bu nasıl bir avantaj sağlar; siz Hollanda'da bir üretim yaptığınızda temmuz ortası ağustos başı gibi hasat yaptığınız zaman, bizim bölgemizde mayıs sonu haziran başı gibi hasat edebiliyoruz. Yani bir, bir buçuk ay gibi daha erken bir hasat söz konusu. Tüm tarımsal ürünlerde olduğu gibi ürünü ister bir hafta ister on gün piyasaya erken çıkardığınız zaman arz talepten kaynaklı olarak fiyatı daha yüksek oluyor. Fakat soğanı erken hasat ettiğiniz zaman, soğanı hemen dikemiyorsunuz. Bunlarda bir 'G' dediğimiz generasyonun geçmesi gerekiyor. Dolayısıyla bunların depolanma koşulları, vernalizasyon aşamalarını da daha erken gerçekleştiriyorsunuz. Ve siz ekim ayından sonra istediğiniz zaman kesme çiçek laleyi üretebiliyorsunuz. Bu özellikle sucul ortam dediğimiz hidroponik üretimde yapılabiliyor. Tabi bunu da bir kerede değil birer hafta aralıklarla sürekli yaptığınız zaman ekim ayından itibaren mart ayının sonuna kadar sürekli masalarınızda laleyi değerlendirebilme şansınız oluyor. 

"Kesme çiçek olarak baktığımızda yeni vazo bitkilerimizden birisi de lale olacak, evlerimizi ofislerimizi süsleyecek gibi görünüyor.. "

Ali Salman: Lale dediğimiz zaman aslında aklımıza Anadolu geliyor. Osmanlı tarafından tanıtılmış, yaklaşık 450 yıl önce İstanbul'dan Viyana'ya, oradan da Hollanda'ya gitmiş. O günden bu güne binlerce çeşit lale çeşidi geliştirilmiş ki bunlarında birçoğu Tulipa gesneriana çeşidinden geliştirilmiştir. Yani bize ait olan bir şeyi yurt dışındaki bilim adamları geliştirmiş ve dünya insanların kullanımına sunmuşlar. Bu çok güzel bir şey tabi ama insanın içini burkan, üzen bize ait olan bir şeyi neden biz geliştiremedik sorusu.. Islah çalışmaları bugün başlayalım, yarın bitirelim diyebileceğimiz şeyler değil. Bunları yurt dışı firmalarıyla çok tartıştık. Herkes ıslah yapabilir, polinasyonu yaparsınız ama ciddi bir emek ve zaman gerekiyor. Lalede bir çeşidi veya birkaç çeşitle yaptığınız çalışmalarda bir sonuç elde etmek en erken beş yıldır. Beş yılda elde ettiğiniz sonucun ticari anlamda bir şey olacağını düşünüyorsanız bunun ticarileşmesi sürecinde toplam başlangıçtan itibaren 15-16 yıl gibi bir süredir. Dolayısıyla bu süreyi göz önüne alacak, ar-ge yapacak devletin teşvik edeceği programların olması gerekiyor. Bugün TÜBİTAK ile zaman zaman görüşüyoruz, ıslah çalışmalarına maksimum üç yıl süre ile desteklenebileceğini söylüyor. Islah için üç yıl gerçek bir süreç değildir. Türkiye'de yapılan bir çok çalışmanın yarım kalmasının nedeni de bu gibi sebepler olabilir. Ciddi anlamda programlamalar yapılarak, desteklerle beraber, üniversiteler ile birlikte sektör ne istiyorsa, piyasa neyi gerektiriyorsa birlikte çalışarak bir ürünü sonuçlandırmalı, kendi pazarımız içerisinde yerli olarak yetiştirip sürekli hale getirmeliyiz. 

"Sektörün geleceğini parlak görüyor musunuz peki, şu anki duruma baktığınızda?"

 Ali Salman : Süs bitkileri 1960'lardan günümüze baktığımızda çok ciddi ilerleme var. Araştırmacılar olarak birçok yere gezimiz, seyahatimiz oluyor, özel sektör firmaları ve fuarlar gibi, sektörün her geçen gün daha da büyüdüğüne şahit oluyoruz. Kanımca sektörün büyümesindeki en önemli şey bir yıl, iki yıl sonra ne kadar para kazanacağım olayı değil, beş yıl sonra on yıl sonra nereye varacağının çok iyi planlanması gerekiyor. Bunu yaparken de ben bugün bunu yaparım yarın da bunu yaparım demeden başlangıçta alt yapıyı çok ciddi anlamda kurmamız gerekiyor. Sadece altyapıyı dört dörtlük yapmakla kalmayıp çok ciddi anlamda bilgi birikimine ihtiyacımız var. Spesifik olarak bizim bölgemize baktığımızda insanlar müşteri kaybetmemek adına tek kalem değil 10-20-30 çok farklı hem dış mekân hem süs bitkisi gibi hepsini yapmaya çalışıyor. Hepimiz biliyoruz ki her bitkinin istekleri birbiriyle aynı değil. Belli konularda ihtisas yapmış insanların, belli bitki türlerinde kendilerini geliştirmeleri ve ülkenin durumuna göre, arz ve talebe göre bunları büyültüp veya sektörü değiştirerek devam etmesi gerekiyor. Şimdi bayındır geneline baktığımızda sadece gülcü olan üreticiler var. Bu çok güzel çünkü gülün minyatüründen tutun, sarılıcı güle, kesme çiçek güle kadar hepsini üretebiliyorlar. Üretim koşulları çok mu iyi derseniz, hayır değil çünkü onlar da çok iyi bilmiyorlar. Bu mevsimlik süs bitkileri üretiminde de taşeronluk yapıyoruz. Tohum dışarıdan, yetiştirme ortamı olan torf Litvanya, Letonya ülkelerden geliyor. Biz sadece tohumu çimlendirip belirli bir miktar büyüttükten sonra belediyelere veya diğer alıcıların kullanımına sunuyoruz. İnancım şu, süs bitkileri sektörü artık bir tarımsal faaliyettir. Hatta geçtiğimiz yıllarda bakanlığa artık bir daire başkanlığı olması yönünde sektörün önde gelenlerinin bakanlık nezdinde bir çalışmaları olduğunu biliyoruz. Danışılacak bir kapının olması sektörün gelişmesi adına çok önemli bir katkı sağlayacaktır. Bugün ülkemizdeki birçok üretim de üründe KDV'nin %8'e %2'ye indirildiği biliniyor ama süs bitkilerinde bu oran yüksek. Bu da kayıt dışı üretimleri tetikliyor veya gelirin bu yönde çok düşük olduğunu düşündürüyor. Bir yerde siz kayıt dışı üretim yapıyorsanız planlamayı hiçbir şekilde düzgünce ortaya koyamazsınız. Devletimizin ciddi anlamda sektörü desteklemesi gerekiyor. Uzun vadede, düşük kredide üreticiye destek olması gerekiyor. Çünkü üretici sera altyapısını çok iyi geliştirmeli, sulama sistemleri kurmalı, teknik eleman barındırmalı, bitki besleme ve koruma gibi faaliyetlerde bulunmalı. E bu masraflar da üreticiyi zorluyor. 
 

Röportaj : Murat Çakır

  • Site Yorumları
  • Facebook Yorumları Facebook Yorumları
Yeni yorum yaz
Henüz bir yorum yazılmadı. İlk yazan siz olabilirsiniz.
CİFTCİLİK