Twitter

SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM ALANI: FURMA EKOLOJİK YAŞAM ÇİFTLİĞİ

Üst düzey yöneticilik yaparken, Masanobu Fukuoka'dan etkilenerek doğal tarım yapmaya gönül veren Şadan Tütüncü ile bir araya geldik.

2012 den bu yana Karaburun, Yaylaköy'deki 10 dönümlük nar bahçesinde ve 2013 ten bu yana da Karaburun, Bozköy'deki 12 dönümlük arazisinde toprak işlemesiz ve çok kültürlü tarım yapmaya başlayan Şadan Tütüncü'nün kurduğu Furma Ekolojik Yaşam Çiftliğinde amaç sürdürülebilir yaşam alanı oluşturmak, bunu gıda ormanı projesi ile desteklemek olmuş. Bu çiftlikte toprak sürülmüyor, endüstriyel gübre kullanılmıyor. 

Şadan Tütüncü ile Furma Ekolojik Yaşam Çiftliğini konuştuk.

Merhaba Şadan Bey, bize kendinizden bahsedebilir misiniz?

Memur bir anne babanın dört çocuğundan biriyim. 25 yıldan fazla özel sektörde büyük şirketlerde çalıştım. Bunun son 10 yıldan fazlasını Manisa, İzmir, İstanbul ve yurtdışında üst düzey yöneticilik yaparak geçirdim. 

Çalışmış olduğunuz sektörden vazgeçip şuan ki kurmuş olduğunuz Furma Ekolojik Yaşam Çiftliğinin fikir oluşumunu kısacası hikayesini bizlere anlatabilir misiniz?

Uzun yıllar önce İzmir Karaburun'da yaklaşık yirmi beş dönüm arazi almıştım ama ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Çünkü tarımı nasıl yapacağımı bilmiyordum. Önce on dönüm arazide sora soruştura nar bahçesi kurdum. Bu arada hala profesyonel yöneticilik yapıyordum ama tüketim sisteminin bana hitap etmediğinden emindim. Sistem sürekli tüketmeyi ve bunun için sürekli çalışmayı yada borçlanmayı teşvik ediyor. Ben kendine yeterli bir yaşam biçimine sahip olmalıydım ve bunun için çok para kazanmam gerekmiyordu. Çünkü tüketmek için harcadığımız şey para değil hayatımızdı. Yeni yaşam biçimini nasıl kurgulamam gerektiğini araştırırken dört-beş yıl kadar önce Japon doğal tarım üstadı Masanobu Fukuoka'yı okudum ve kapama bahçe mantığından çoklu kültüre geçmeye karar verdim. Bu aynı zamanda benim için yeni bir yaşam felsefesi anlamına geliyordu ve artık tüketim sistemi dışına çıkıp yeni bir yaşam biçimi kurgulamalıydım. Yurtdışındaki permakültür uygulamalarını da inceledim. Zihinsel olarak hazırdım ama gerekli altyapıyı hazırlamak için birkaç yıl daha çalışmam gerektiğini düşünüyordum. Bu arada iki yıl kadar, zaman zaman arazide çadırda kalıp güneşin doğuş, batış yönlerini, açısını, hakim rüzgarları not ettim ve evi nasıl konumlandırmam gerektiğine karar verdim. Böylece pasif iklimlendirmeden yararlanmak ve enerji giderlerimi en aza düşürmekti amacım. 2014 te inşaata başladım ve planladığım gibi 2016 başında profesyonel yaşamı bırakarak çiftliğe yerleştim.

Furma Ekolojik Yaşam Çiftliği nedir?

Önce Furma ne demek onu açıklayayım. Karaburun'a özgü bir zeytin türü vardır, dalında fermente olur ve yenmesi için tuzlanması, salamura vb. hiç bir işlem gerektirmez. Buna Hurma zeytin deniyor ama bizim buralarda eskiler ona Furma der. 

Furma çiftliği İzmir, Karaburun, Bozköy'de Midilli'den İzmir Körfezine kadar 180 derece deniz manzaralı, poyraza bakan içinde çok kültürlü tarım yapılan, bizim de içinde yaşadığımız on iki dönümlük araziye konumlanmış bir çiftlik. 


 
Furma Ekolojik Yaşam Çiftliğinde yapılan, uygulanmakta olan faaliyetler üretim koşullarınız nelerdir? Yaşadığınız sorunlar oldumu?

En eski ağaçlarımız nar ve onlar da dört yaşında olduğundan henüz ekonomik verimliliği sağlayamadık. Bu yıl tahminimce 30 kg kadar nar ekşisi yaparız. Bostan ürünlerini kendimize ayırıyoruz. Yumurta, bal, mantar da üretmeyi planlıyoruz ancak muhtemelen çiftlik ihtiyaçları için olacak. Meyve ağaçları tam verime yattığında fazla miktarda değil ama sürekli olarak Nisan'dan Eylül'e değişik meyvelerin hasadını yapacağımızı ümit ediyorum. 

Kapama bahçeden çoklu kültüre geçerken özellikle buranın florasına adapte olabilecek çok su istemeyen ağaçları seçiyorum. Aralarına da azot bağlayıcı yalancı akasya, erguvan, iğde, İzmir mimozası gibi ağaçları dikiyoruz. Bunlar havadaki nitrojeni alıp, toprağa veriyorlar ki bu diğer bitkilerin azot ihtiyacını karşılıyor. 

Toprak işleme yapmıyoruz. Sadece yaz başında otları biçip yatırıyoruz. Böylece yıllardır zemin halı gibi ot kaplandı. Bu toprağın su kaybını önlüyor ve altında solucanıyla, böceğiyle biyoçeşitliliğin devamını sağlıyor. Hiçbir kimyasal gübre vermiyoruz ve kimyasal mücadele yapmıyoruz.  

Yaprak döken bitkilerle, dökmeyenleri bir arada dikiyoruz ki, zararlı böceklerin predatörleri de yaprak dökmeyenlerin aralarına gizlenebilsinler. Doğa ile mücadele etmeyince, doğa kendi dengesini sağlıyor. Eğer aynı tip bitkiyi yoğun biçimde dikersek o bitkinin zararlıları oraya musallat olabilir ama dağıtırsak ve kimyasal kullanıp dengeyi bozmazsak zararlılarda kendi doğal düşmanları tarafından baskılanıyorlar ve ürün fazla hasar görmüyor.  

Örneğin, bir keresinde on beş kadar ağaç üzerinde turuçgil unlu biti gördük, fumajin yapmışlar ve karıncaları da çekmişlerdi. Yayılacak diye korktuk ama Bir şey yapmamıza gerek kalmadı üç-beş gün sonra yok oldular. Bir zaman sonra tekrar başka bir ik ağaçta daha gördüm ama yine Bir şey yapmadım ve bir kaç gün sonra yok oldular. Doğal düşmanlarının onları basklıladığını düşünüyorum.

Yine bir keresinde uzaklarda orman yangını çıkmış ve çiftik sınırında ancak söndürebilmiştik. Daha önce fare zararı yokken yangından sonra damlama borularını fareler kemirmeye başlamıştı. Fareleri yok etmeye çalışmadım, sadece arzide değişik yerlere su kapları koydum, Ağustos sıcağında su var diye boruları kemirmemeleri için. Bu arada önce bir daha sonra bir iki Baykuş türedi çiftlik etrafında. Muhtemelen fare populasyonu onları çekmişti. Şu anda fare sorunumuz yok. Müdahale etmezsek doğa kendi dengesini buluyor. 

Birşey dikmeyeceksek, herhangi bir otu, çalıyı sökmüyoruz. İşe yaramaz gibi görünen çalılar, çiçek açtıklarında üzerlerine arıları ve kelebekleri çekiyorlar. Böylece arazideki meyve, sebze her türlü bitkinin tozlaşmasını sağlayıp verimi arttırıyorlar.     

Çiflikte birim alanda çok yüksek verim almak gibi bir hedefimiz yok. Doğal koşullar neyi sağlıyorsa onunla yetineceğiz ama traktör, ekipman, bakım, yakıt, gübre, ilaç vb. girdilerimiz olmayacak. Minimum enerji ile doğal tarım yapıp sağlıklı yaşamak istiyoruz. Tarım geliri elde edene kadar da ekolojik bir yaşam biçimini paylaşmak isteyen konukları çiftlikte ağırlayarak çiftliğe gelir sağlamak istiyoruz.   

Çiftliğe ziyaret ve kalma koşulları nelerdir? Ziyarette bulunan misafirler ne gibi aktivitelerde bulunuyor?

Çiftlikte gönüllü veya konuk olarak kalınabilir. Gönüllüler günde ortalama altı saat kadar çiftlik işlerine yardımcı oluyorlar. Bunlar mutfak işleri, turşu, nar ekşisi, reçel, vb. yapımı, taş toplama, fidan dikme, çivi çakma, vb. işler olabilir. Gönüllüler yatak, yemek bedeli ödemiyorlar ancak durumlarına göre çay, bakliyat, vb. bazı ihtiyaçlara katkıda bulunabiliyorlar. Gönüllülerin beklentileri ile bizim beklentilerimizin örtüştüğünden emin olmak için her zaman bir ön görüşme yapıyoruz

Konuklar yatak ile yemek bedeli öderler ve dilerlerse çiftlik/mutfak işlerine dahil olabilirler. 

Gelecekteki hedefleriniz nelerdir?

Doğa dostu tarım ve turizmi yerel ekonomiler için bir kalkınma modeli haline getirmek. Bunun kooperatiflerle desteklenerek yaygınlaşmasını sağlamak hedeflerimin önde gelenleri diyebilirim.

Röportaj: Tuğba Gülsever

  • Site Yorumları
  • Facebook Yorumları Facebook Yorumları
Yeni yorum yaz
Henüz bir yorum yazılmadı. İlk yazan siz olabilirsiniz.